Thursday 19th September 2019
x-pressed | an open journal
September 15, 2013
September 15, 2013

İç savaş mı bekleniyor?

Author: Nikolas Kosmatopoulos* Translator: Sedef Güden
Source: Cosmi_Apart  Category: Letters from home
This article is also available in: eneselfr
İç savaş mı bekleniyor?

34 yaşındaki antifaşist rapçinin bir Altın Şafak üyesi tarafından 17 Eylül’de Atina’daki bir işçi sınıfı mahallesinde öldürülmesinden sonra sokaklarda ve iktidar koridorlarında işler karışacağa benziyor.

Antifaşist hareket binleri mobilize etti ve bunun sonucu olarak her gün tüm Yunanistan’da polisle çatışılıyor. Aynı zamanda, Altın Şafak üyeleri beklemede olan 34 suç davasının polis soruşturmalarını kamuoyundan gizliyor. İçişleri Bakanı ise bu durumdan son 24 saat içinde yurtdışında oluşan protestolar ve yurt içindeki gösteriler sayesinde haberdar olduğunu iddia ediyor.

no-fear

“Politik parti”nin bu cinayeti kınaması ve katil zanlısıyla arasına mesafe koyması, partinin zanlıyla hiçbir ilişkisi olmadığını iddia ettiğinin önemli bir göstergesidir. Bu durum, kahramanlığı ve Sparta ruhu ile övünen bu organizasyonun tutarlılığı ve gücünde de yan etki yapacaktır. Bunu yanı sıra, raporlar ve tanıklar, katilin arabasından bir bıçak ile çıktığı sırada polislerin orada bulunduğunu ve 1-2 metre ileride başıboş durduğunu bildirdi. Bir yandan da antifaşist gösteriler ayaklanma polisleri tarafından şiddetle bastırıldı.

Açık olan şu ki, iktidarın üst kademelerinde şimdiki hükümet koalisyonu sahte “başarı hikâyesini” devam ettirirken zor zamanlar yaşayacak. Hatırlarsanız, başbakan Merkel’in ve diğer Avrupa siyasetçilerinin sessiz onayı ile “başarı hikâyesinin” yurtiçi ve yurtdışında tanıtımı yapılmıştı. Uluslararası basında Altın Şafak tarafından polisin işe karıştırıldığını gösteren raporların ortaya çıkmasından sonra ve Altın Şafak tarafından son 3 yıldır göçmenlere ve diğer “hedef”lere karşı işlenen suçların soruşturulmasında hükümetteki muhafazakâr partinin isteksizliğinden sonra bu zor zamanlar daha da zorlaşacak.

Uluslararası tepki oluştuğundan ötürü şimdi İçişleri Bakanı’nın Altın Şafak’a baskı yaptığına tanık olabiliriz, tıpkı Fransız otoritelerin Clemens cinayetinden birkaç ay sonra yaptığı gibi. Ancak bu gayret de sınırlı olacaktır. Gerçek şu ki, Altın Şafak’ın güç durumda kalmış olan yöneten sınıfı için son derece yararlı olmasının iki sebebi var. Birincisi, Altın şafak gündemi değiştirip halkın ilgisini günah keçisi olan Müslüman göçmenlere ve Yahudi komploculara yöneltiyor. İkincisi, hükümet “iki uç çatışması” teorisiyle diğer saldırıları, oturma eylemlerini, “işgal et” gösterilerini durdurmak için Altın Şafak’ın mafya benzeri şiddet gösterilerini kullanmaktaydı. Bu sebepten ötürü, hükümetin Altın Şafak’a ihtiyacı var ve onları kaybetmeyi göze alamaz.

Hükümetin Altın Şafak’a karşı çıktığını gösteren güvenilir bir kanıt da yok. Aslında, vatandaşların dikkatini milliyetçi propagandaya çeken hükümetin ta kendisiydi. Bir yıl önceki seçimlerin arifesinde muhafazakar başbakan Yunanistan’dan göçmenlerin “işgali altındaki” ülke diye bahsetmişti ve ”sosyalist” bakan HIV pozitif seks işçilerine “yunan ailesini” tehdit eden “hijyen bombaları” yakıştırmasını yapmıştı. Milliyetçi propaganda her iki partinin de gündemde yıllarca önemli bir yer etti (Makedonya, Kıbrıs, göçmenlik konularıyla) ve bu yüzden milletçilerin yükselişini şaşkınlıkla karşılamak ikiyüzlülüktür.

Yine bu iki parti son derece milliyetçi bir partiyi koalisyon hükümetinin gerçek bir üyesi olarak ilk genelgeden hemen sonra kabul etti. Bu parti, muhalefetmiş gibi rol yapan Altın Şafak’ın Neonazilerine seçimlerde yer vermek için seçimlerde alt edilmişti. Hükümetin karşılığı büyük ihtimalle düzenbaz organizasyonun suç faaliyetlerinde çok ileri giden bölümlerini elimine etmek, aynı zamanda birkaç yıldır süregelen yöneten sınıf elitlerinin çıkarlarını koruma işini görecek başkalarının olduğundan emin olmak istiyorlar.

Göçmenlere ve solcu aktivistlere yapılan faşist saldırılar belli ki korku vermeyi ve bu kesimleri susturmayı umuyor. Yunanistan’daki sosyal akımlar son birkaç yıldır oldukça sesli ve talepkar oldu. Milliyetçiler ve Naziler medya propagandasının erişmeyeceği yerlerde buna çözüm karşıtı bir tavır sergiliyor. Ancak, tasarruf politikaları çoğu zaman için muhalefete (örneğin, solcu tarafa) yönlendirmektedir. Altın Şafak’ı muhalefet zannedenler bu problemi çözeceklerini düşündükleri için onlara destek veriyorlar. Bu alternatif, sokaktaki işsiz Yunan vatandaşlarının içinde bulundukları bu perişan durumun öcünü almak için ve aynı zamanda tutuklanmadan ve cezalandırılmadan milli gururunu geri kazanmak için oldukça elverişli. Çünkü zaten polislerin çoğu ve yargı sıklıkla “anlayışlı” davranıyor ve ya muhafazakâr ve yarı-suçlu bu kimselerin üstesinden gelmeye gücü yetmiyor.

Şüphesiz, ülkedeki kimse İç Savaş’ı (1944-1949) unutamaz ve görmezden gelmeye çalışamaz ve yine kimse yıllar önce İç Savaş’a sebep olan koşulların farklı bir biçimde ortaya çıkıp bunun tekrarlanmayacağından emin olamaz. Tarih kendini komedi gibi tekerrür eder, ünlü birinin bir zamanlar söylediği gibi. Şimdi, eski Nazi işbirlikçilerinin taklitlerinin, İç Savaş söylemlerini ve sembollerini kullanarak tekrar ortaya çıkışını görüyoruz.

Kimse tarihin ne kadar kindar olacağını bilemez, ama kesin bir şey var ki o da İç Savaş anılarını tekrar tarihe gömmek kolay değil.  Aslında, diğer tarihi ironi şudur ki Yunanistan’daki İç Savaş’ın hayaletini sonlandırmak için bu zamana kadar ki en kapsamlı gayret, en kararlı ve barışçıl tutumla 1980’lerdeki Papandreou başkanlığındaki Sosyal Demokrat hükümetinin gayretiydi. Papandreou—işçilerin ve vatandaşların sivil-hareketlenmesinden artan baskı altında—sol partiyi üyeliğe seçmek, sosyal refah ortamı kurarak ve İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler’e karşı savaşanlara “Milli Direniş” maaşı vererek gelirimi azaltma girişiminde bulundu. Yine de sosyal adalet ilk olarak 1949’dan sonra Naziler’e karşı savaşanlar takdir edildiğinde—onların düşmanları değil—oluşmuştu.

Ancak, bu çaba zaten başından beri sahtekârcaydı. AB’ye giriş döneminde, bunun tanıtımı yapılmıştı ki bu sanayisizleştirme ve özelleştirme yönergeleri de izlendiği takdirde para desteğini garantilemişti. AB’ye giriş küresel finansal ağlardan ucuz para borç almayı da sağlayacaktı, bu da daha sonra devlet bütçe açığının daha da büyümesine sebep olmuştu.

Esasen, şimdiki borç krizine, zaten devam eden ama fark edilmeyen İç Savaş’ı sonlandırmak için iyi düşünülmemiş gayretin ışığında bakılmalıdır. Çünkü yıllar önce AB tarafından tasarlanmış sanayisizleştirme altyapısına karşı yaratılan sosyal refah devleti de AB fonlarıyla ve borç alınmış paralarla oluşturulmuştu.

Yunanistan Soğuk Savaş çekişmesinin yükselişine tanık olan ilk Avrupa ülkesiydi. Yine, öyle gözüküyor ki Yunanistan yeni koalisyonun yükselişini ve küresel güçlerin buluşmasının ilk etkisine tanık olan ilk Avrupa ülkesi olacak. Bu bakımdan, Yunanistan bütün Avrupa’nın geleceğini işaret ediyor olabilir, yani, hiç ülke artık güvende değil. Düşünme, mücadele ve hayal etme nerede olursa olsun son derece gerekli.

(Yukarıdaki Yunanca yazı “Korkmayacağım” anlamına geliyor, katledilen rapçi Pavlos Fyssas’tan)

 

This article is also available in:

Translate this in your language

Like this Article? Share it!

Leave A Response